Dâhi Kör Bilgisayar Programcısı HASAN ÖZDEMİR

BENİM PENCEREMDEN:KERİM ALTINOK

Dâhi Kör Bilgisayar Programcısı Hasan Özdemir

GÖRME ENGELLİ DÂHİ, BİLGİSAYAR PROGRAMCISI HASAN ÖZDEMİR’İN BAŞARI ÖYKÜSÜ

Hasan Özdemir

    Onu bir satranç turnuvasında tanıdım. Orta okulu henüz  bitirmişti. Maç aralarında sohbet ederken “Adım Hasan dedi” Çok sıcak ve heyecanlı bir üslûbu vardı. Bilgisayar kullanmayı yeni öğreniyordu. “Kerim Ağabey, sizin görmeyenlere bilgisayarı anlattığınız kasetlerinizi dinledim, onlardan yararlandım” dedi. Bunlarla ilgili ilginç sorular sordu, zekâ pırıltıları hemen belli oluyordu. Konuşmasında ve gülüşünde özel bir şeyler vardı. Heyecanla alev alev konuşuyordu, âdeta düşüncelerinin hızına yetişmek istercesine süratle anlatıyor, coşkuyla kahkahalar atıyordu. Farklı ve çok güçlü bir beyin yapısına sahip olduğunu  daha o ilk gün anlamıştım.

    Hasan bilgisayar kullanmayı hızla geliştirdi. Sonra programcılığa merak saldı. Bana telefon açıyor ve sürekli soruyordu.  Bir keresinde kesintisiz 3 saat telefonla konuştuk ve ona  programcılıkla ilgili bildiğim her şeyi anlattım. Bir iki gün sonra artık Hasan bu konuda bana yardım edecek seviyeye gelmişti. Anlattığım her şeyi özümsemiş ve bu bilginin üstüne çıkmıştı. Şimdi ben ona kafama takılan soruları,problemleri söylüyordum, o da araştırıp ertesi gün çözmüş olarak bana dönüyordu ve yeni projeler istiyordu. Hasan bunları herhangi bir kitaptan öğrenmiyordu. Bilgisayardaki İngilizce yardım dosyalarını, bilgisayarın o mekanik sesiyle dinleyerek çalışıp keşfediyordu. Bu hiç  kolay değildi, çünkü programlama dillerinde bir çok özel işaret vardı ve bunları görmeden dinleyerek izleyip öğrenmek özel bir çaba gerektiriyordu. Üstelik arada bir de yabancı dil vardı.

    Hasan ona verebileceklerimi kısa bir sürede bir solukta aldı ve burada kalmayıp yoluna devam etti. Bulduğu herkese bilgisayar programcılığıyla ilgili sorular soruyor, sürekli öğreniyordu. Daha ileri seviyedeki dillere geçti. Henüz bu konuda bir okul ya da kursa gitmeden, kendi çabası ve zekâsıyla usta bir programcı olmuştu. Hatta bir süre sonra ben onun açtığı bilgisayar programcılığı kursunda öğrencisi oldum.

   O günlerde ülkemizde görmeyenler, bilgisayarla yeni yeni tanışmışlardı ve kullandıkları ekran okuyucu program İngilizce konuşuyordu. Bu ciddî bir sorundu ve âcilen programın Türkçe’sinin yapılması gerekiyordu. Amerika’daki firmayla görüşüldü. Şirket işe başlamak için 200.000 Dolar istedi. Hasan o anda kararını verdi, görmeyen arkadaşları için bilgisayarı Türkçe konuşturan programı o yapacaktı. Bütün gücünü bu hedefe yöneltti. Çalışıyor, öğreniyor ve dağlar deviriyordu.

Bu arada bir yandan okulu da devam ediyordu. Sınavlarda başarılı olarak süper liseyi kazandı. Onu aradığım zaman elinin altında hep bilgisayarı vardı ve Hasan’ı hiç ders çalışırken yakalayamadım. Buna rağmen süper liseyi dereceyle bitirdi. Bilgisayarla yatıyor bilgisayarla kalkıyordu. Bazen klavye kucağında divanda uyuya kalıyor, sabaha karşı uyanıp kaldığı yerden devam ediyordu. Okul zamanında geçen bir iki yılda Amerikalıların 200.000 Dolar İstediği programı bitirdi.

Üniversite Yılları:

    Hasan Boğaziçi Üniversitesini kazandı. O dönemde de ne zaman konuşsak telefondan bilgisayarının mekanik sesi duyuluyordu, hiç ders çalışırken denk gelmedim. Ama öyle bir kavrama yeteneği vardı ki, programcılığın o karışık formüllerini nasıl anlıyorsa üniversitedeki dersleri de hocayı bir dinleyişte kafasına yerleştiriyordu. Bazen arkadaşlarıyla bir sorunu çözümlemeye çalıştıkları zaman hepsinden önce meseleyi kafasında hallediyor ve “Şöyle şöyle oluyor, anladınız mı?” diye onlara açıklıyordu. Oysa henüz o zamana kadar kimse bir şeyin farkına varmamış oluyordu.

    Hasan fakülteyi de üstün bir dereceyle bitirdi. Artık hayata atılması, para kazanması gerekiyordu. Ordulu bir ailenin çocuğuydu. Ailesi fazla okuma imkânı bulamamıştı. Annesi ev kadını, babası ise şoförlük yaparak ailesini geçindirmeye çalışan bir insandı. Hasan çocukluğunda onlara yardım etmek için Ordu’da fındık bile toplamıştı. Ailenin ekonomik durumu hiç de parlak değildi. Alibeyköy’de oturuyorlardı. Buralar, her yağmur yağdığında selin bastığı yerlerdi. Hasan'da bundan payını alıyordu, nem yüzünden sık sık kaçak oluyor ve Hasan’ı bilgisayarının elektriği çarpıyordu.
Sağda solda engelli personel alımı için sınavlar açılıyordu. Hasan böyle memuriyet tarzı bir işe girmeyi hiç düşünmedi. Bunun onu sınırlayacağını söylüyordu. “Ben ya kendi ofisimi kurarım ya da iyi bir pozisyonda bir yazılım şirketinde çalışırım” diyordu. Nitekim daha üniversite döneminin ilk yıllarında Alibeyköy’de baraka benzeri bir mekânda kendi iş yerini açarak yazılım şirketini kurdu. Hayırlı olsuna ziyaretine gittim, evinde topladığı bilgisayarları orada birbirine bağlayarak bir ağ sistemi oluşturmuştu. Yanında görme engeli olmayan kardeşi ile bir de sekreter çalışıyordu. Hasan ilk iş olarak bilgisayarı Türkçe konuşturan programını görme engellilerin alımına sundu. Yazılımcılıkla geçimini sürdürmeye çalıştı. Görme engelliler okulunun karne programını yazdı. Ticarî işletmeler için muhasebe ve stok takip yazılımları hazırladı. Kabartma yazıyla ilgili dönüştürme programını yaptı.

    Müziğe de yeteneği vardı, org çalıyor, beste yapıyordu. Piyasada bulunan bir müzik kayıt programını körlerin kullanımına uyarlamak için geceli gündüzlü iki yıl uğraştı.

   Hasan görme engelli bir birey kimliğiyle bağımsız yaşamayı ve kendi kendine yetebilmeyi hayat felsefesi olarak benimsemişti. Bu fikrin şiddetli bir savunucusuydu. Daha lise yıllarında bağımsız olmak ve rahat çalışabilmek için ailesinin yanından ayrıldı. Üniversitede yurt yaşamı ve sonrasında yine bağımsız bir hayat. Bir defasında  arkadaşlarını ziyaret etmek amacıyla elinde bastonu tek başına Litvanya’ya gitti. Boğaziçi Üniversitesinde İngilizcesini çok iyi seviyeye getirdi. Bilgisayarların içini açarak el yordamıyla bütün parçalarını söküp takıyor, parça değiştirme ve tamir işlerini yapabiliyordu. Programcılıktaki düzeyini daha da arttırmak için bir yazılım kursuna kaydoldu. “Buraya kadar kendi çabamla gelirken bir uçurumu aştım, ama şimdi önümde yeni bir uçurum daha görüyorum ve onu da aşacağım” diyordu.

 Nihayet 2009 yılının ilk bahar günlerinde Hasan beni aradı ve artık iş yaşamında bir atılım yapmak istediğini söyleyip, kendisine ne önerebileceğimi sordu. Biraz düşündüm. Young Gru Academi YGA, yetenekli gençlerin iş dünyasına hazırlanmaları için liderlik kampları ve seminerler düzenliyordu. Son günlerde de özel sektörde görme engellilerin işe alınmaları ve daha verimli çalışmalar yapabilmeleri için projeler yapıyordu. Kardeşim Selim’le birlikte bu projelerin danışmanıydık. Vakfın Başkanı Sinan Yaman iş dünyasının içinden geliyordu. Onunla konuşmaya ve Hasan Özdemir’i tanıştırmaya karar verdim. Nihayet YGA'nın bir etkinliğinde bu buluşma gerçekleşti. Sinan Bey Hasan’ın kavrama yetisinden çok etkilendi. İş dünyasına görme engelli modelini tanıtmak için çok iyi bir aday olduğuna karar verdi. Böylece Hasan YGA’nın liderlik eğitimlerine katıldı. Bilişim dünyası ile görüşüldü, girişimlerde bulunuldu.

Hasan yine bu çabalar içinde idealini gerçekleştirmek üzere çok ciddî bir adım attı. Şimdi Bilgi Üniversitesinde yazılım mühendisliği okumaya başlayacaktı. Böylece bu ana kadar kendi yeteneği ve çabasıyla geliştirdiği mesleğini akademik bir temele oturtacaktı. Ve birkaç ay sonra Hasan’ın telefonu çaldı, arayan Microsoft’un insan kaynaklarından bir yetkiliydi. Firma ona tam istediği gibi bir iş teklifi yapıyordu. Yazılım Yönlendirme Uzmanı olarak göreve başlayacaktı. Bu tam da idealindeki gibi bir işti. Eğitimini sürdürmeye de fırsat bulacaktı. Hasan çalışmış, hayal etmiş ve sabırla beklemişti. Sonunda amacına ulaşmıştı.

            Yolun açık olsun Hasan. Engelleri aşma serüveninde verdiğin mücadele için seni kutluyoruz.

                                                                Kerim Altınok-18 Eylül 2009